Fizik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fizik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hareket Nedir? Hareket Çeşitleri Nelerdir?

Etiketler: , , , ,


hareket, hareket nedir, hareket çeşitleri nelerdir
Hareket, fizikte sıfırdan büyük kütleli herhangi bir cismin yatay, dikey veya her iki düzlemde birden bu düzlemlerdeki sabit bir noktaya göre pozisyonunun zaman fonksiyonuyla değişmesini ifade eden kavramdır.

Duran bir cisim yer değiştirdiğinde hareket etmiş olur. Cisimlerin hareket ettikleri sırada geçtikleri noktalar o cismin hareket yörüngesini oluşturur.

Cisimlerin hareket halindeyken kattettiği yol uzunluk ölçüsü birimiyle ölçülür. Hareket, çeşitli durumlara göre, çeşitlilikler gösterir. Hareket, genel olarak ikiye ayrılır:
  1. Çizgisel hareket,
  2. Dönme hareketi. 
Çizgisel harekette bulunan cisimler, bir çizgi üzerinde ilerler. Cismin üzerinde gittiği çizgi, o cismin “yörünge” sini meydana getirir. Dönme hareketi, bir eksen çevresinde olan harekettir.

Gerek çizgisel harekette gerekse dönme hareketinde, üç şekilde hareket olur: Düzgün hareket, düzgün olmayan hareket düzgün değişen hareket.

Düzgün hareket, zaman ne oluyorsa olsun, ortalama hızı hep aynı olan harekettir. Böyle harekette, hareket eden cismin hızı değişmez, belli zaman aralıklarındaki hızı, zamanla orantısız olarak değişen harekettir.

Düzgün değişen hareket, hızı zamanla orantılı olarak değişen (artan yada eksilen) harekettir. Yani böyle harekette hız, zamanın birinci dereceden bir fonksiyonudur. Böyle harekette hız, zamanla artıyorsa, harekete düzgün hızlanan hareket eğer zamanla azalıyorsa, harekete düzgün yavaşlayan hareket demir.

Tabiatta, canlı ve cansız varlıklar, hareket edip etmediklerine göre üç bölüme ayrılır:

  1. Hareket etmeyen varlıklar; Bunlar, cansız varlıklardır. Topraklar, taşlar, madenler, dağlar, tepeler, kendiliklerinden hareket edemezler.
  2. Bulundukları yerde hareket eden varlıklar; Bunlar da, bitkilerdir. Dikkat edecek olursak, belli bir yere ekilen bir tohum ya da diki|en bir fidan, zamanla gelişir, yer değiştirmediği halde, büyümesine devam eder. Ağaç şeklini alır, ‘Çevresine dallar salar. Bulunduğu yere göre de, güneş ışığını alabilmek için, güneş ışığının geldiği tarafa doğru, yine yerini değiştirmeden döner. Bu yerini değiştirmediği halde, hareket edildiğinin örneğidir.
  3. Tam olarak hareket eden varlıklar; Bunlar da hayvanlar ve insanlardır. Hayvanlar ve insanlar, yiyecek bulmak, yaşamalarının gerektirdiği şeyleri yerine getirebilmek için, devamlı olarak yer değiştirirler ve hareket ederler.

İnsan ve hayvanlarda hareket
İnsan ve hayvanlarda hareket ,iki türlüdür:

  1. İsteyerek yapılan hareketler; Bir hayvanın istediği bir yere doğru gitmesi, bizim koşmamız, bacağımızı, kolumuzu oynatmamız, ağzımızı açıp kapamamız, isteyerek yapılan hareketlerdir.
  2. İstediğimiz dışında yapılan hareketler; Gerek insanların, gerekse hayvanların, istekleri dışında yaptıkları hareketlerdir. Kanın dolaşımı, kalbin atması, bağırsakların, midenin çalışması gibi hareketler, isteğimiz dışında olan hareketlerdir.

İnsanlarda ve hayvanlarda, isteğimizle olsun, isteğimiz dışında olsun, hareketi sağlayan organlar, kemikler, kaslar ve eklemlerdir .

Elektrik Çarpması Nedir ve İnsana Etkileri Nelerdir?

Etiketler: , , ,


İnsanların elektriğe çarpılmaları onun bir iletkeni haline gelmelerinden oluyor. Sıvılar iyi iletkendirler, yani elektriği iyi iletirler. Vücudumuzu içi sıvı dolu bir kap olarak düşünürsek, bütün koruma görevi derimize kalıyor. O da vücudumuzun her tarafında aynı kalınlıkta değil. Islanınca o da iletkenleşiyor, hele üzerinde bir yara varsa direnci tamamen yok oluyor.

Evlerimizde 220 volt ve 50 Herz akım daima vardır. Ne kadar ilginçtir ki, bir elektrik akımının insana en tehlikeli frekans aralığı 50 - 60 Hz.dir. Elektrik akımını evimizdeki su tesisatına benzetebiliriz. Suyun basıncı neyse ‘Volt’ta odur. ‘Amper’ de suyun miktarının karşılığıdır.

Elektriğe çarpılmada süre de önemlidir. Süre uzarsa deride yaralar oluşur ve elektrik bu yaralardan daha çabuk geçer. Derimizden geçen elektrik akımı derhal sinir sistemimizi etkiler. Beyindeki nefes alma merkezini felç eder, kalbin ritmini bozar hatta durmasına neden olur.

Elektrik çarpmasının sonucu genellikle kalp durması olduğu için ilk yardım da ona göre yapılmalıdır. Elektriğe nereden çarpıldığımız da önemlidir. Elektriğin elden ele veya elden ayağa geçmesi aradaki hayati organlarımıza zarar verebilir.

Elektriğe çarpılınca şoka girmemizin nedeni kendi elektriğimizdir. Sinir sistemimizin ürettiği elektrik ile dışardan çarpıldığımız elektrik karşılaşıp iç içe girince vücudumuzda kasılmalar ve titremeler yaratıyor.
Elektrik çarpmasında voltajın değil de akımın şiddetinin yani amperin önemli olduğu ileri sürülüyor. Bu konuda elektrik mühendisleri ile fizikçiler arasında görüş ayrılığı var. Zaten elektriğin kendisinin de tam bir tanımı yapılmış veya tek bir tanım üzerinde uzlaşma sağlanmış değil.

Elektriğin öldürücü gücünün voltaj değil de akım miktarı olduğunu öne sürenlere göre akım doğrudan kalbi etkiliyor. Bu düşünüşe göre l ila 5 miliamper akımın vücutta hissedilme seviyesi; 10 miliamperde acı başlıyor; 100 miliampere gelince sinirler reaksiyon gösteriyor ve 100-300 miliamperde şok oluşuyor. Tabii bütün bu değerlendirmeler tam bir bilimsel sınıflandırma değil. Yani tuzlu bir suyun içinde iseniz, cereyan tüm vücudunuza birden değeceğinden mili değil mikroamper seviyesinde bile bir akımdan zarar görebilirsiniz.
Elektriğe çarpılanlar eğer ölmezlerse, genellikle hayatlarının geri kalan kısmını bu olayın izi kalmadan, problemsiz olarak yaşayabiliyorlar. Ama az miktarda da olsa sinir sistemi üzerinde hasar bırakabiliyor. Elektrikten çarpılıp şoka girenlere de, kalp ritmini düzenlemek için yine elektro şok uygulanıyor.
Kaynak : Buzlu

Albert Einstein Kİmdir? Hayatı ve Eserleri

Etiketler: ,


Albert Eisntein Kimdir? Hayatı, Eserleri ve Buluşları!..
Albert Einstein (14 Mart 1879 - 18 Nisan 1955), Yahudi asıllı Almanyalı ünlü bir fizikçidir. 20. yüzyılın en önemli kuramsal fizikçisi olarak nitelenen Albert Einstein, Görecelik kuramını geliştirmiş, kuantum mekaniği, istatistiksel mekanik ve kozmoloji dallarına önemli katkılar sağlamıştır. Kuramsal fiziğine katkılarından ve fotoelektrik etki olayına getirdiği açıklamadan dolayı 1921 Nobel Fizik Ödülü'ne layık görülmüştür. (Nobel Ödülü'nün ve Nobel Komitesi'nin o zamanki ilkeleri doğrultusunda, bugün en önemli katkısı olarak nitelendirilen Görecelik kuramı fazla kuramsal bulunmuş ve ödülde açıkça söz konusu edilmemiştir.)

Albert Einstein,14 Mart 1879 yılında Almanya'da Württemberg'de doğdu. 1880 yılının Haziran ayında ailesi Munich'e taşındı. Babası Hermann ve abisi Yakob burada Einstein&Cie adında bir elektrik mühendisliği ile ilgili bir şirket kurdular. Einstein, konuşmaya geç başlaması dışında normal bir çocukluk geçirdi. 1884 yılında eğitimi için özel dersler ve 1885 yılında da keman dersleri aldı. Aynı yıl Yahudi olduğu halde Munich'deki Katolik Okulu'nda eğitimine başladı. 1888'de yine bu şehirdeki Luitpold Gymnasium'a geçerek eğitimine devam etti. Eğitim hayatından hoşlanmıyordu. 1894 yılında ailesinin iflası sonucu İtalya'ya yerleştiler.

Bugünkü adı "ETH Zürich" olan "Swiss Federal Polytechnic Enstitüsü"ne gitmek için başvurdu ancak giriş sınavında başarısız olduğu için, İsviçre'de Aarau'da eğitimine devam etti. Babasının istediği gibi elektrik mühendisi olamayacağını anladı. İki yıl sonra 1896'da "Swiss Federal Polytechnic Enstitüsü"ne matematik ve fizik öğretmeni olmak için gitti. Maxwell'in "Elektromanyetik Teorisi" üzerinde çalıştı. Bu okulda tek kadın öğrenci olan Mileva Maric ile tanıştı. Evlenmek için ailesiyle tanıştırdı ancak Mileva'nın yaşının büyük olması ve Yahudi olmamasından dolayı annesi evliliğe karşı geldi. Mileva'nın evlilik dışı hamile kalmasıyla doğan kızlarını evlatlık olarak vermek zorunda kaldılar.

1900 yılının Haziran ayında mezun oldu. Ardından 21 Şubat 1901'de İsviçre vatandaşlığına başvurdu ve kabul edildi. Mayıs 1901'den, Temmuz 1902'ye kadar Winterthur ve Achaffhausen'de özel ders verdi. Öğretmenlik için başvurduğu yerlerden çok genç olması nedeniyle olumlu cevap alamıyordu. Sonra İsviçre'nin başkenti Bern'e gitti. Geçimini sağlamak için matematik ve fizik dersleri vermeye devam ediyordu. Bernese'deki "Akademie Olypia"ya katıldı. Bu sırada birçok bilim adamıyla tanışma fırsatı buldu. Kariyeri için önemli bir adımdı. Ardından teknik asistan olarak İsviçre Patent Ofisi'nde işe başladı. Einstein, mucitlerin patent alabilmesi için yaptıkları aletleri inceliyor ve elektromanyetik cihazların denetimini yapıyordu. Cihazların farklılıklarını ve zayıf yönlerini görerek, nasıl düzeltebileceği üstünde çalışıyordu. Bazen o kadar çok değişiklik yapması gerekiyordu ki alet artık onun tasarımı haline bile gelebiliyordu.

6 Ocak 1903 tarihinde ailesinin tüm karşı gelmelerine rağmen okul yıllarında tanıştığı Mileva Maric ile evlendi. Kendisi de bir matematikçi olan Milena Maric ile birçok ortak noktaya sahipti. 1904 yılında ilk oğlu Hans Albert, 1910 yılında da ikinci oğlu Eduard doğdu. İleriki yıllarda Eduard şizofreni teşhisiyle Zürich'deki bir akıl hastanesine yatıldı ve hayatını da burada kaybetti. Albert ise ileriki hayatında California Üniversitesi'nde profesörlük yaptı.

1903 yılında artık İsviçre Patent Ofisi'deki işinde ilerlemeye başlamıştı. Makina Teknolojisine hakim bir duruma gelmişti. Bir yandan Max Planck'ın kuantum teorisi üzerinde çalışıyordu.1905 yılında Zürich Üniversitesi'de "A New Determination of Molecular Dimensions" adlı doktora tezini verdi ve doktor ünvanını aldı. Aynı yıl modern fiziğin temellerini oluşturan makalelerini yazmaya başladı. "Annus Mirabilis Papers" adlı bu çalışması ile birçok bilim okulunda teorileri tartışılmaya başladı. Bu makalelerden üçü (Brownian Motion, The Photoelectric Effect ve Special Relativity) Nobel Ödülü'ne aday gösterildi. Nobel Ödülü'nün komitesindeki birçok tartışmadan sonra "The Photoelectric Effect" adlı çalışması ile 1921 yılında Nobel Fizik Ödülü'nü aldı. "The Photoelectric Effect" adlı çalışmasında Quantum Fiziği üzerinde çalışmıştı. Işık tanecikleri veya fotonlar ile ilgili hipotezini hazırladı.Yüzeyden elektron koparmak için son elektron seviyesinde az elektron bulunan alkali metalleri kullanmıştır. "hv=k+w" formülüyle fotonun olay sonundaki enerjisini hesaplamıştır. Bu makalelerin içinde yer alan "On The Electrodynamics of Moving Bodies" adlı çalışmasıyla farklı koordinat sistemlerinde bulunan sabit hızdaki farklı nesnelerin birbirlerine göre hareket prensiplerini açıklıyordu. Ardından yayımlanan "Does the Inertia of a Body Depend upon its Energy Content?" adlı makalede "E = m.c ²" formülünü ortaya atmıştır. 1906 yılında son olarak "Planck's Theory of Radiation and the Theory of Specific Heat"i yayımladı.
1908 yılında Bern'de okutman olarak göreve geldi. 1909 yılına gelindiğinde Zürich Üniversitesi'de profesör olarak çalışmaya başladı. Bir süre Prague Charles Üniversitesi'nde çalıştıktan sonra 1912'de Zürich'deki görevine geri döndü. 1914 yılında 1. Dünya Savaşı'nın başlamasından sonra Berlin'de profesör olarak yerel bir üniversitede çalışmaya devam etti. Prusya'da Academy of Science'a üye oldu. Prusya vatandaşlığına başvurdu. 1914'den 1933 yılına kadar Kaiser Wilhelm Fizik Entitüsü'nde müdürlük yaptı. Yine 1920'den 1946 yılına kadar Leiden Üniversitesi'nde üstün profesörlük ünvanıyla çalışmalarını sürdürdü.

1917 yılında "On the Quantum Mechanics of Radiation" (Radyasyonun Quantum Mekaniği Üzerine) adlı makalesini yayımladı. 1919 yılında Mileva'dan boşandı, ardından kuzeni Elsa Löwenthal ile evlendi. Elsa, Einstein'nın yaşlılık yıllarında yanında oldu ancak hiç çocuk yapmadılar. 1915 yılında Prusya'da Academy of Science'da bulunduğu sırada genel izafiyet kuramını oluşturdu. Newton'nun çekim yasalarından yararlanarak kendi teorisini oluşturdu. 2. Dünya Savaşı'ndan dolayı yayımları Almanya'dan dışarıya ulaşamadı. Einstein'nın bu yeni teorisi Hendrik Antoon Lorentz ve Paul Ehrenfest tarafından keşfedildi. İngiltere'deki birçok astronom bu teoriyi inandırıcı bulmadı. 1917 yılındaki güneş tutulmasındaki gözlemler ile teorinin gerçekliği ortaya çıkacaktı. Ertesi yıl güneş tutulmasına ait fotoğraflar incelendi. Einstein, kütlenin uzay- zamanı geometrik olarak eğmesi, uzak yıldızlardan gelen ışıkların eğrilmesine neden olduğu savunuyordu. Bu eğrilik iç bükey olmalıydı. Bu teori bilim dünyasında büyük bir yankı uyandırdı.

1921 yılında Einstein teorisi üzerinde çalışmak için New York'a gitti. 1933 yılında Hitler'in ırkçı politikasından dolayı Alman vatandaşlığından çıkarak Amerika'ya geçti ve buranın vatandaşlığına geçti. Amerika Birleşik Devletleri'nde Princeton Üniversitesi'nde Institute of Advanced Study'de profesörlük hayatına ve çalışmalarına devam etti. 1945 yılında Princeton Üniversitesi'nden emekli oldu. 1926 yılında ise Leo Szilard ile zehirli gaz çıkarmayan buzdolabı projesi üzerinde çalıştı.

1933 yılında Almanya'da Nasyonal Sosyalist Partisi'nin iktidara gelmesiyle yasalar yüzünden çalışmalarına izin verilmeyen 40 bilim adamı adına Mustafa Kemal ATATÜRK'e bir mektup yazarak onların Türkiye'de çalışmalarına devam etmelerini istemişti. Atatürk bu isteği kabul ederek İstanbul Üniversitesi'nde çalışma imkanı tanımıştı.

Bu dönem Einstein'a İsrail Başbakanlığı teklif edildi ancak Einstein teklifi kabul etmedi. Dr. Chaim Weizmann ile Jerusalem Musevi Üniversitesi'ni kurdu.

1945 yılında Roosvelt'e yazdığı mektupta nükleer silahların yapılabileceğinden bahsetti. Daha sonra nükleer silahların oluşumuna ve kullanılmasına neden olduğu için büyük pişmanlık duyduğunu hep dile getirdi. Hayatının geri kalanında da Atom Bombası'nın kullanım şeklinden rahatsızlığını dile getirerek, buna karşı bir tutum izledi.

1948 yılında Brendeis Üniversitesi'nin komitesinde görev aldı. 18 Nisan 1955 yılında 76 yaşında iç kanama sonucu hayatını kaybetti. "Generalized Theory of Gravitation" adlı çalışması yarım kaldı.

Ölümünden sonra otopsisini yapan Dr. Thomas Stoltz Harvey beynindeki anormaliyi fark etti. Paryetal lobunun normal insanlarınkinden %15 daha büyük olduğunu keşfetti. Beynin bu bölgesi matematik ve görsel yetenekle ilgili becerilerinin geliştiği bölge idi. Ayrıca Einstein'nın beyninin normal insanlardan %73 daha kıvrımlı olduğu gözlemlendi.

Albert Einstein'ın Buluşları :

Einstein'ın fizik alanındaki çalışmaları modern bilimi büyük ölçüde etkiledi. Kendisi özellikle zaman ve uzay için düzenlenmiş bağlılık İzafiyet Teorisi ile tanındı.
Bu teori üç bölüme ayrılır;
  • Newton mekaniğinin yasalarını değiştiren ve kütle ile enerjinin eşdeğerli olduğunu öne süren Özel Görelilik (1905);
  • Eğrisel ve sonlu olarak düşünülen dört boyutlu bir evrene ait çekim teorisini veren Genel Görelilik (1916);
  • Elektro-manyetizma ve yerçekimini aynı alanda birleştiren daha geniş kapsamlı teori denemeleri.

İlk iki teorinin geçerliliği atom fiziği ve astronomi alanında yapılan deneylerle çok başarılı bir biçimde sınanmıştır; çağdaş fiziğin temel taşları arasında yer alırlar. Einstein atom ile ilgili olarak: "Ben atomu iyi bir şey için keşfettim,ama insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar." demiştir. Ayrıca birçok kişinin ilgisini çeken "Neden Sosyalizm?" adlı yazısı Monthly Review adlı aylık dergisinin, ilk sayısının, ilk yazısıdır.

Yararlanılan Kaynaklar :

isaac Newton Kimdir? Hayatı ve Eserleri

Etiketler: ,


Isaac Newton, (d. 25 Aralık 1642 – ö. 31 Mart 1727). İngiliz fizikçi, matematikçi, astronom, mucit, filozof ve simyacıdır. En büyük matematikçi ve bilim adamlarından biri olduğu düşünülür. Bilim devrimine ve heliyosentirizm'in gelişmesinde büyük katkıları olmuştur.

Isaac Newton 25 Aralık 1642 'de İngiltere'nin Lincolnshire kentinde doğdu. Çiftçi olan babasını doğumundan üç ay önce kaybetmişti. Annesi ikinci kez evlendi. İkinci evlilikten üç üvey kardeşi olan Isaac anneannesinde kalıyordu. On iki yaşında Grantham'da King's School'a yazılan Newton, bu okulu 1661'de bitirdi. Aynı yıl Cambridge Üniversitesi'ndeki Trinity Kolej'ine girdi. Nisan 1665'te bu okuldan lisans derecesini aldı. Lisansüstü çalışmalarına başlayacağı sırada ortalığı saran veba salgını yüzünden üniversite kapatıldı.

Salgından korunma amacıyla annesinin çiftliğine sığınan Newton, burada geçirdiği iki yıl boyunca en önemli buluşlarını gerçekleştirdi. 1667'de Trinity Kolej'ine öğretim üyesi olarak döndüğünde diferansiyel ve integral hesabın temellerini atmış, beyaz ışığın renkli bileşenlerine ayrıştırılabileceğini saptamış ve cisimlerin birbirlerini, uzaklıklarının karesi ile ters orantılı olarak çektikleri sonucuna ulaşmıştı. Çekingenliği yüzünden Newton her biri bilimde devrim yaratacak nitelikteki bu buluşların çoğunu uzun yıllar sonra (örneğin diferansiyel ve integral hesabı 38 yıl sonra) yayınlamıştır. Lisansüstü çalışmasını ertesi yıl tamamlayan Newton 1669'da henüz 27 yaşındayken Cambridge Üniversitesi'nde matematik profesörlüğüne getirildi. 1671'de ilk aynalı teleskopu gerçekleştirdi, ve ertesi yıl Royal Society üyeliğine seçildi. Royal Society'e sunduğu renk olgusuna ilişkin bildirisinin eleştirilere hedef olması, özellikle Robert Hooke tarafından şiddetle eleştirilmesi üzerine Newton tümüyle içine kapanarak, bilim dünyasıyla ilişkisini kesti.

1675'de optik konusundaki iki bildirisi yeni tartışmalara yol açtı. Hooke makalelerdeki bazı sonuçların kendi buluşu olduğunu, Newton'un bunlara sahip çıktığını öne sürdü. Bütün bu tartışma ve eleştiriler sonucunda 1678'de ruhsal bunalıma giren Newton ancak yakın dostu ünlü astronom ve matematikçi Edmond Halley'in çabalarıyla altı yıl sonra bilimsel çalışmalarına geri döndü.

Cambridge Üniversitesi'nde Katolikliği yaygınlaştırma ve egemen kılma çabalarına karşı başlatılan direniş hareketine öncülük eden Newton, kral düşürüldükten sonra 1689'da üniversitenin parlamentodaki temsilciliğine seçildi. 1693'de yeniden bir ruhsal bunalıma girdi ve yakın dostlarıyla, bu arada Samuel Pepys ve John Locke ile arası bozuldu. İki yıl süren bir dinlenme döneminden sonra sağlığına yeniden kavuştuysa da bundan sonraki yaşamında bilimsel çalışmaya eskisi gibi ilgi duymadı. Daha sonra 1699'da Fransız Bilimler Akademisi'nin yabancı üyeliğine 1703'de Royal Society'nin başkanlığına seçildi. Newton 'Eğer diğer insanlardan ileriyi görebiliyorsam,bu devlerin omuzlarında olduğum içindir.' diyerek kendine yardım edenleri unutmadığını göstermiştir.

Newton yaptığı araştırma ve deneyler sonucu kendi adıyla anılan "Hareket Kanunları"nı bulmasına karşın, yayınlamak için uzun yıllar beklemişti. Aynı şekilde "Yerçekimi Genel Kanunu"nu da yayınlamak için yirmi yıl kadar bekledi. Bu kanunların yayınlanmasının bu denli uzun zaman almasının tek bir sebebi vardı. Bu da Newton'un tenkit edilmeye tahammülü olmayan bir karaktere sahip olmasından başka birşey değildi. Çalışmalarına bir itiraz gelecek diye hep huzursuzluk duyardı.

Başlıca Eserleri :

* Method
* De Motu Corporum in Gyrum (1684)
* Philosophiae Naturalis Principia Mathematica (1687)
* Opticks (1704)
* Arithmetica Universalis (1707)
* An Historical Account of Two Notable Corruptions of Scripture(1754)

Yararlanılan Kaynaklar

Periskop Nedir? Ne İşe Yarar?

Etiketler:


Periskop, deniz ve kara savaşlarında, harekatı kolaylaştırmak maksadıyla kullanılan, emniyetli mesafelerden hedefi görünmeden incelemeye yarayan optik bir alet. Teknisyenler, nükleer araştırmaları da tehlikeli bölgeye yaklaşmadan periskopla gözler. Periskopun en çok kullanıldığı sahadenizaltılardır.

Periskopta iki yansıtıcı ayna veya prizma bulunur. Birinci ayna hedeften gelen ışıkları doksan derece kırarak aşağı doğru yansıtır. İkincisiyse bu gelen ışıkları tekrar doksan derece kırarak yatay yönde göze iletir. Periskobun bu özelliği teleskop yapı ile güçlendirilir. Periskop, yardımı ile hedefi yaklaştırma, büyütme özelliği kazanır.

Periskop, prensip olarak ters ve doğru yerleştirilmiş iki dürbünün bir tüp içine yerleştirilmesinden ibarettir. Ters dürbünde cisimler olduğundan daha küçük görülmesine rağmen görüş açısı çok büyüktür. Ters dürbünle genişletilmiş görüş sahası doğru dürbünle tekrar büyütülüp yaklaştırılarak gözlenir. Bu duruma göre görüntüyü büyütmek için üst (ters) dürbün görüntüsünün küçültülmesi; alt (doğru) dürbün görüntüsünün ise büyütülmesi gerekir. Bu işlemler periskop kafasına monte edilmiş kolların elle döndürülmesiyle yapılır.

Periskopta görüntüye ve kullanıma tesir eden birçok husus vardır. Fiziki olarak periskopun ince ve uzun olması istenir. Periskop boyunu uzatmak için ara mercek düzenleri ilave edilir. Boy uzayıp çap daraldıkça ışık kaybı artar. Görüntü büyütme ve görüş açısı mercek çaplarına bağlıdır.

Periskopla yalnız cisimlerin şekli incelenmekle kalmaz, ayrıca hedef, mesafe ve açı göstergeleri ilavesiyle hedefle ilgili daha geniş bilgi de toplanır. Gelişmiş periskoplarda fotoğraf makinaları, ekran görüntüleme, hafıza sistemleri de mevcuttur. Bütün bu parçalar basit bir silindirik tüp boru içerisine monte edilmiştir. Boru çapı küçüldükçe görüş açısı küçülür.

PeriskopBirinci Dünya Savaşında kullanılmaya başlanmıştır. Önceleri siperlerden gözükmeden hedefin incelenmesi maksadı ile yapılan periskoplar, daha sonraları tanklara, büyük kara ve gemi toplarına,denizaltılara da monte edilmiştir.Fiber optiğin gelişmesiyle çok ince çaplı ve uzun periskoplar yapılmıştır. Fiber optik periskoplar insan vücudunun çeşitli yerlerine sondaj yapılarak incelenmesini mümkün kılmaktadır.
Denizaltı Periskopları

Periskopların en yaygın olarak kullanıldığı alan denizaltı gemileridir. Periskop, denizaltının gözüdür. Denizaltılar su altında satha yakınken gözükmeden su üstü gemisi gibi seyir yapabilmek için periskop kullanırlar. Denizaltı periskopları hem ince hem de uzun olmalıdır. İnce ve uzun periskoplarda görüş açısı ve ışık şiddeti azdır. Bu eksiklikleri gidermek üzere denizaltı periskoplarına boru boyunca kuvvetlendirici mercekler ilave edilmiştir. Denizaltı periskobunun bir özelliği de dikey ve eksenel yönde hareketli olmasıdır. Dikey hareketle su derinliğine göre periskop boyu ayarlanır. Eksenel döndürme hareketiyle de her açıdaki hedefi görmek mümkün olur. Bu hareketler hidrolik ve mekanik kuvvetlerle sağlanır.

Denizaltı periskoplarında genellikle iki tip büyütme oranı vardır. Değerdeki büyütmede görüş açısı 40° civarındadır. Daha büyük büyütme oranı 6 değerinde olup, görüş açısı 8° civarındadır.

Denizaltı harekatı sürat istediği için, periskop hareketlerini sağlayan mekanizmalar kolay kullanılabilir özelliktedir. Mesela periskopun alt gözetleme kafasında bulunan eksenel döndürme kolları, aynı zamanda mesafe ayar ve görüş açısı ayar görevlerini de yapar. Bu kollardan birine bağlı makaralı tel düzeniyle yukardaki prizma ve mercek donanımına dikey eksen yönünde hareket verdirilerek yatay ile 45° açı yüksekliğindeki hedefler de görülebilir.

Modern denizaltı periskoplarında mesafe ölçümü ayrı bir cihazla kendiliğinden hesaplanarak kayıt ve gösterge olarak tespit edilir. Bu cihaza stadimetre denir.

1980'lerde geliştirilen denizaltı periskoplarında ise periskop gözetleme kafasının su üzerinde uzun müddet kalmasına gerek kalmamaktadır. Böylece düşman gemilerininradarlarına yakalanma ihtimali azaltılmıştır. Periskop bir an satha süzülerek, ekseni etrafında 360°döndürülüp tekrar aşağı çekilir. Periskop merceğinden giren ışık hafızalı ekranda görüntülenerek ekrandan hedef analizi yapılır.

Periskoplardaki diğer özellikler: Periskop optik düzeninde ışık kırılma kayıplarını azaltmak için hedef merceğinin havaya bakan yüzeyi kimyevi olarak ince bir film tabakası ile kaplanır. Bu şekilde yüzeyi kaplanmış mercekli periskopta ışık geçirgenliği % 30-50 arası artar. Görüntü genliği ise % 100 oranında büyür. Bu görüntüde puslanma ve leke olmaz.

Periskop imalatında dikkat edilecek hususlardan biri de, periskop borusunun su ve hava sızdırmamasıdır. Periskop borusu içindeki nemli hava boşaltılarak yerine kuru hava, yani azot gazı doldurulur. Bu şekilde suyun yoğunlaşması önlenerek merceklerde ve prizmalarda buğulanmanın önüne geçilmiş olur.

Kaynak : Wikipedia

Ses ve Sesin Özellikleri

Etiketler: ,


Ses ve Sesin Özellikleri

Ses

Ses, titreşimlerden oluşan bir enerji türüdür. Çevremizde ses çıkaran sayısız varlık vardır.İnsanlar,hayvanlar,taşıtlar, müzik aletleri, şelale, rüzgâr, yağmur ses çıkaran varlıklardandır.

Kendiliğinden ses çıkaran varlıklara doğal ses kaynakları denir. Ses kaynaklarının ses çıkarabilmesi için titreşim gerekir. Müzik aletlerinde bunu çok net görebiliriz. İnsanların ses çıkarması da titreşimle olur. Gırtlağımızda bulunan ses telleri akciğerlerimizde bulunan hava ile titreşerek ses çıkmasını sağlar.

Duyduğumuz her ses, kulak tarafından algılanabilen, esnek maddi ortamda yayılan mekanik titreşim dalgasıdır. Katı, sıvı ve gazların pek çoğu sesin yayılmasına elverişli bir ortam oluşturur. Böyle bir ortamda oluşturulan bir mekanik tedirginlik, bir noktada ani bir basınç yükselmesine yol açar. Ortam esnek olduğundan sıkışma durumu kalıcı değildir; Sıkışan bölge, tedirginlik etkisi ortadan kalkar kakmaz genişler, ama bu sırada komşu bölgelerin sıkışmasına yol açar.Bu durum periyodik bir biçimde yenilenir.Sonuç olarak her bölgeden birbirini izleyen sıkışma ve seyrelme dalgaları geçer. Bu dalgalar boyuna dalgalardır;bir başka deyişle, ortamın parçacıklarının titreşim hareketi dalga hareketi doğrultusundadır. Bu dalganın ortam içindeki hızı, ortamı oluşturan maddenin yoğunluğuna ve denge basıncına, özgül ısısına (gazlar için), esnekliğine (katı ve sıvılar için), sıcaklığa ve dalganın frekansına bağlıdır.0o C sıcaklıkta ve deniz yüzeyi basıncındaki kuru havada sesin hızı saniyede 331,28 m’ tir.(Bu değer 1986 da belirlenmiştir).Sesin hızı deniz suyunda 1,490 m/s çelikte ise 5 m/s dir.

Sesin Fiziksel Özellikleri

Basit bir ses dalgasının bir noktada oluşturduğu ses basıncının zamanla değişimi harmoniktir. Basıncın en büyük değerine genlik denir.basıncın en büyük iki değeri arasındaki geçen zamana periyot adı verilir.Periyot bir basınç değişimi devri için geçen zaman olarak tanımlanabileceğine göre; frekans birim zamandaki basınç değişim devresi sayısıdır ve hertz ile ölçülür.

Genlik: Ses basıncı, atmosferik basınç (ses yokken) ile toplam basınç (ses varken) arasındaki farkın ölçüsü yada genliğidir.Sesin genliği için pek çok ölçü tipi bulunsa da, ses basıncı temel ölçüdür.Ses basıncı salınırlarının birimi desibeldir (db);bir ses basıncı seviyesi belli bir rakamdaki Desibel değeridir.Desibel ölçeği logaritmiktir; çünkü ses şiddeti aralığı öyle geniştir ki ölçülmesi yada gözlenmesi gereken tüm sesleri lineer bir ölçeğe sığdırmak imkansızdır.İnsan kulağı sese inanılmaz derecede geniş bir aralıkta tepki verebilmektedir.Üst sınırda, yani acı sınırındaki bir ses, duyula bilen en kısık sesin tam on milyon katı büyüklüğündedir.Bu on milyonun bire oranı ancak logaritmik olarak gösterilebilmekte ve 140 db ile noktalanmaktadır.

Desibel özelliğindeki bir başka özellik de, iki farklı sesin ses basıncı seviyelerinin aritmetik olarak toplanmamasıdır.Örneğin 60 db lik bir ses, 60 db lik bir başka ses ile toplandığında, artış sadece 3 db olacaktır; yani toplam 120 db değil 63 db olacaktır.dahası eğer iki farklı seviyede ses söz konusuysa, düşük olanın büyüğe katkısı fark azaldıkça azalır.Eğer ikisi arasındaki seviye farkı 10 db’in üzerinde ise, düşük seviyeli sesin hiç bir etkisi olmaz.

Frekans: Bir ses kaynağının titreşme yada havayı titreştirme miktarı, frekansı belirler.zamanın birimi genelde bir saniyedir ve bir saniyedeki cevrim sayısını ifade etmek için ‘Hertz’ terimi kullanılır.Frekansın birimi Hz dir.İnsan ve bir çok hayvanın kulağı, geniş bir frekans aralığına sahiptir.İnsanlar yaklaşık olarak 16-20 Hz arasında frekansa sahip sesleri algılayabilir.Günlük hayatta saf tonlarla son derece seyrek karşılaşır.Seslerin büyük çoğunluğu bunun yerine bir çok frekanstan oluşan bir karmaşık birliktelik sergiler.

Zaman Modeli: Sesin zamana ait doğası, zaman ve seviye cinsinden açıklanabilir üreklilik, dalgalanma geçicilik anilik.Sürekli sesler şelale sesi gibi, sabit bir seviyede oldukça uzun bir periyoda sahip seslerdir.Geçici sesler, kısa periyotlarda seyreden, telefonun çalışı, uçağın kalkış yada inişi gibi seslerdir.Ani sesler, tokat yada silah sesi gibi, çok kısa bir zaman dilimi içinde oluşan seslerdir.Dalgalı sesler ise yoğun bir kavşaktaki trafik sesi gibi, zamana göre seviyesi değişen seslerdir.

Sesin Gürlüğü: Akustikte, sesin neden olduğu işitme duyumunun şiddetine ilişkin niceliktir.İnsan kulağının algıladığı ses gürlüğü, yaklaşık olarak sesin şiddetinin logaritması ile orantılıdır. Burada bahsi geçen ses şiddeti, birim zamanda sesin yayılma yönüne dik duran bir yüzeyden, bu yönde geçen ses şiddetidir ve birimi (w/m2)’dir.Ses şiddeti çok zayıfsa ses işitilemez;sesin şiddeti çok yüksek ise ağrı duyulur ve kulak için tehlikeli durum ortaya çıkar.Bu iki eşiğe (işitebilme ve ağrı) karşılık gelen ses enerjileri arasındaki oran yaklaşık olarak 2x1012’dir.Bu oran kişiden kişiye değişebilir, ayrıca sesin frekansına da bağlıdır.İnsan ve bir çok hayvanın kulağı geniş bir frekans aralığına sahiptir.

Ses gürlüğü birimi olarak fon kullanılır;bir fon 1 db’lik ses şiddete farkına karşılık gelir.Bir sesin fon olarak gürlüğü, dinleyiciye aynı gürlükte gelen 2 kHz frekanslı bir sesin db olarak ifade edilen şiddetine eşittir.Ölçümü yapılan sesin gürlüğündeki artış 1 fon olduğu kabul edilir. Gürlükteki artış ile gürlüğü fon cinsinden ifade eden sayıdaki artış birbirleri ile orantılı olmadığından uygulamada daha elverişli bir birim olan son kullanılır.Gürlüğü 40 fon olan bir sesin gürlüğü 1 son olarak alınır. Bu sese oranla iki kat daha gür olarak algılanan sesin gürlüğü 2 son olur.

Ses Şiddeti: Ses dalgalarının ilerlediği doğrultuya dik durumdaki birim alandan birim zamanda geçen enerji miktarıdır.Ses şiddeti güç/zaman birimiyle ölçülür.Ses gürlüğünün öznel bir nicelik olmasına karşılık ses şiddeti nesnel bir niceliktir;uygun ölçme aygıtlarıyla ve gözlemcinin işitme duyumundan bağımsız olarak ölçülebilir.Bir sesin şiddeti ile aynı frekanstaki bir başka sesin şiddeti, bunların şiddetleri bir birine bölünüp elde edilen oranın logaritması alınarak karşılaştırılır.Bir sesin şiddeti 1, diğer sesin şiddeti de 10 ise, şiddet oranı B=Log 10 (1/10) eşitliğiyle bel birimi cinsinden bulunur.Uygulamada daha çok bel’in 1/10’una eşit olan db birimi kullanılır.

Duyma Hissi ve Kulak Hassasiyeti: Ses insanın duyma mekanizması tarafından şu şekilde algılanır. Ses basıncı dalgaları, kulak yapısına pinna ve işitsel kanal yoluyla girer.işitsel kanal, iç kulağa kemikçikler yoluyla bu enerjiyi transfer edecek olan timpanic membranı titreştirir.iç kulak bu enerjiyi elektrik dürtülerine dönüştürür ve işitsel sinirlerden beynin içindeki gerçek işitsel bölge gönderilir. İnsanın duyma mekanizması, bir ön amplifikatör gibi çalışan dış kulaktan başlayarak son derece komplike bir yapı sergiler.Duyma özellikleri üzerine yapılan testler ve araştırmalar, duyma mekanizmasının yanı sıra, eş duyma eğrileri ve en alt ile en üst duyma sınırlarının ortaya konması ile akustiğin temelini atmıştır.Bilimde kat edilen uzun mesafenin ardından, duyma hissindeki perde ve gürlük gibi algıların keşfedilmesi ile ses kalitesi konusuna bir temel teşkil eden psikoakustik bilimi ön plana çıkmıştır.


Kaynak: Beranek, L. L., 1974, Noise Reduction, McGraw-Hill Book Co. Inc., ABD.


Ses grupları

Ses oluşturan her varlık ses kaynağıdır. Üç çeşit ses kaynağı vardır:

Canlı Varlıklar: Hayvanlar, insanlar Vs..

Cansız Varlıklar:'' Davul, gitar, flüt Sesi Vs..

Dogal Afet: Gök gürültüsü gibi


Sesin Yayılımı

Sesin yayılması için maddesel ortama ihtiyaç vardır. Yani boşlukta ses yayılmaz. Ses dalgalar halinde yayılır. Ses kaynağından çıkan ses maddenin taneciklerini titreştirir. Bu nedenle ses yayılır. Ses dalgasının her bir tam devrinde bir sıkışma ve bir seyrekleşme serisi vardır. Ses, tanecikten taneciğe yayılır, tanecikler ne kadar sık ise o kadar hızlıdır. Sesin yayılma hızı sırasıyla katıdan sıvıya, sıvıdan gaza azalır. Hız (V) = uzaklık (D)/ süre (T) biçiminde gösterilen genel hız formülü aslında teorik bir değer niteliği taşımamaktadır. Çünkü bu formülde göz önüne alınmayan dış faktörler, ses dalgalarının hızı üzerinde bir dizi etkiler yaratır. Örneğin rüzgar sesi uzaklara taşır, gece ve gündüzün sıcaklık farkları ses dalgalarını etkiler. Ses dalgaları katılarda yaklaşık olarak 5000 m/s hızla yayılır. Suda 1453 m/s hızla yol alır. Havada 340 m/s yol alır.

Sesin Yapısal Yönü

Bir saniyelik zaman içersinde değişken hareketin ya da titreşimlerin sayısı frekans olarak tanımlanır. Bu tanımlamada her periyod/saykıl 1 Hz (Hertz) olarak gösterilir. Hz sayısı arttıkça sesin frekansı da artmaktadır. Sesin yapısal yönünü frekans belirler:

Sesin Tınısı

Sesin tınısı, aynı frekansta olduğu halde kaynaklar farklı ise seslerin farklı olarak algılanmasıdır. Sesler arasındaki renk farkıdır. Ses kendine özgü olan bu rengi, taşıyıcı bir titreşimin (asal dalganın) üzerine "oranlı" olarak, yan titreşimlerin (harmoniklerin) binmesiyle oluşan karmaşık titreşimlerin sonucu sonucunda kazanır. Frekansı oluşturan saniyedeki periyot sayısı, ne kadar fazla olursa ses o kadar tiz; ne kadar az olursa, o kadar bas niteliğe bürünür.

Ses Zarfları

Sesin tınısını etkileyen etkenlerden biri ses zarfıdır. Ses zarfı, ses yoğunluğunun zaman içindeki değişimini ifade eder ve üç evre ile açıklanabilir.

Çıkış (attack): Bir ses kaynağının titreşmeya başladığı nokta ile en üst seviyeye (tepe noktasına) ulaştığı mesafe arasındaki yükselme zamanıdır
Kalış (sustain): Sesin en yoğun seviyede ya da tepe noktasında kalma zamanıdır
Düşüş (decay): sesin en yoğun seviyeden sesizliğe inme süresidir.

Ton

Basit (genleşme değerlerinin düzenli olması;örneğin düzensiz;1/500,ikincisi 1/400,üçüncüsünün 1/485 olması gibi) frekanslar seste ton farkını meydana getirir. Frekansları aynı olan seslerin tonlarıda aynı olur. Seslerin periyodik karakteri dörde ayrılır: Temel ses: Titreşimleri basit sinüs eğrisi karakteri taşıyan seslere "saf/temel ses" denilir. Bir diyapazonanın çıkardığı ses bunun en yalın örneğidir. Doğada "saf/temel" ses bulunmaz. Doğadaki sesler her zaman karmaşık yapıya sahiptir. Karışık ses: Gürültü: Periyodik olmayan düzensiz ses titreşimlerine gürültü denir. Patlama: Kısa süreli hızlı bir hava yoğunlaşması sonucunda oluşup kulağımıza çarpan seslere ise "patlama" denilir.

Sesin Fizyolojik Özellikleri





Duymanın temsilinin bir şeması. ( Mavi: ses dalgaları. Sarı: kulak salyangozu. Yeşil: işitsel reseptör hücre. Mor: duyma tepkisinin frekans tayfı. Turuncu: tahrik kuvveti)

Sesin gürlüğü: Bu kavram sesin fizyolojik şiddetini tanımlar. Sesler gürlük bakımından "şiddetli", "orta", "zayıf" diye kategorilere ayrılabilir. Sesi gürlüğü, bir ölçü aletinin gösterdiği bir rakamsal değer olmayıp, insan kulağının sesin şiddeti hakkında yaptığı öznel bir değerlendirmedir. İnsan üzerinde yapılan deneyler sonucu insan kulağının gürlük farklılıklarına olan duyarlılığın 1 ila 1.2 dB arasında değişim gösterdiği bulunmuştur. Sesin şiddeti en az 1 dB'lik basamaklar halinde artırıldığında, kulak bu artışı fark etmekte buna karşın daha düşük düzeydeki artışları fark edememektedir.

Şiddeti duyulmayacak kadar az olan titreşimlerin gürlüğü sıfır olarak kabul edilir. Şiddet artıkça sesin gürlüğü de artar. Fakat buna rağmen şiddet ve gürlük arasında doğrusal ve eşdeğerli bir bağıntı yoktur. Örneğin, sesin şiddeti 10dB den 100dB'e çıkarsa, gürlük düzeyi 1 den 2 ye çıkmakta yani gürlük, şiddetin logaritması ile orantılı olarak azalıp çoğalmaktadır.

Sesin yüksekliği: Bu kavram sesin ton değerini tanımlar. Ses tonu, sesleri ince (tiz) veya kalın (pest) olarak ayıran karakterliğe verilen addır. Sonuçta, bu fizyolojik değerlendirmedir. Ses yüksekliği frekansın(ses titreşimlerinin) hızlı yada yavaş olmasıyla ilintilidir. Bir cismin titreşimleri ne kadar az olursa o kadar ince ne kadar kalın olursa o kadar kalın olmaktadır. Kısaca frekansın sıklığına bağlı olarak yükselmeler veya alçalmalar göstermektedir. Ses tonunun belirlenmesi, sesin frekansı ile doğrudan ilişkilidir. İnsan kulağı, frekansı yüksek olan sesleri tiz, düşük olanları ise pest olarak algılar.

Sesin duyulması: Kulağın duyarlığı yaşa çevre koşullarına bağlı olarak değişimler gösterir. İşitme üst sınırının yaş ile birlikte düşmeye başlamasıyla, tiz sesler daha çok genç yaşlarda duyulabilmektedir. Orta yaşlarda işitme sınırı 6.00 Hz'in altına inmektedir.

İnsan kulağı en az 30 mikro-saniyelik zaman farkıyla gelen iki sesi birbirinden ayırt edebilme yetisine sahiptir. Bir başka deyişiyle, vasat bir kulağa sahip olan bir insan, iki kulağına gelen seslerin zaman farkını yüz binde üç saniye kadar bir değer içinde fark edebilmekte ve bu sayede de, kendisine ulaşan sesin kaynağının uzaklığını kabaca da olsa belirleyebilmektedir.

Kulağın sahip olduğu bir başka özellik ise "seçici algılama"dır.